Torunum derslerden soğumuştu ve aileden sadece benimle konuşmaya başladı: işte o konuşmada ne oldu

Üniversite yılları, hayatın en parlak sayfaları olarak anılırken, bazı torunlar için bu dönem beklenmedik bir karanlığa dönüşebiliyor. Sabahları yataktan kalkmak çile haline geliyor, dersler anlamsızlaşıyor ve bir zamanlar parlayan gözlerdeki ışık sönerken, büyükbabalar kendilerini çaresiz hissediyor. Oysa bu anlar, nesiller arası bağın gücünü gösterme ve gerçek bir fark yaratma fırsatı sunuyor. Torunlarınızın akademik motivasyonunu kaybetmesi, düşündüğünüzden çok daha yaygın bir sorun ve çözüm yolu, sizin tecrübenizle onların dünyası arasında kuracağınız köprüde gizli.

Motivasyon Kaybının Görünmeyen Yüzü

Torunlarınızın ders motivasyonunu kaybetmesi, yüzeyde görünen basit bir tembellik sorunu kesinlikle değil. Üniversite öğrencileri arasında akademik tükenmişlik inanılmaz yaygın; araştırmalar lisansüstü öğrencilerin yarısından fazlasının orta veya yüksek düzeyde tükenmişlik yaşadığını gösteriyor. Genç yetişkinler, sosyal medyanın yarattığı sürekli karşılaştırma kültürü, belirsiz bir gelecek kaygısı ve pandemi sonrası normalleşemeyen yaşam düzenleriyle boğuşuyor. Torunlarınız sabah dersine gitmediğinde, aslında görünmeyen bir yük altında eziliyor olabilir.

Büyükbaba olarak konuya yaklaşımınız, anne-baba dinamiğinden köklü bir şekilde farklı olmalı. Ebeveynler genellikle sonuç odaklı yaklaşırken, sizin avantajınız duygusal bir mesafede durabilmeniz. Bu mesafe, yargılamadan dinleme ve baskı kurmadan rehberlik etme imkanı veriyor. Torunlarınız sizinle konuştuğunda, ders notlarıyla ilgili hesap vermek yerine içini dökme güvenliğini hissedebilir.

İlk Adım: Yargılamayan Diyalog Kurmak

İlk konuşmanız, torunlarınızın beklentilerini tamamen alt üst etmeli. “Neden derse gitmiyorsun?” yerine “Son zamanlarda seni nasıl hissediyorsun?” diye sorduğunuzda, kapılar aralanmaya başlıyor. Aktif dinleme teknikleri, gençlerde savunma mekanizmalarını azaltarak içten iletişimi artırıyor. Açık uçlu sorular sormak, empatiyi güçlendiriyor ve torunlarınızın kendilerini ifade etmesine alan tanıyor.

Diyalog kurarken zamanlama her şey. Torunlarınız stres dorukta iken değil, rahat oldukları bir ortamda konuşun. Birlikte yürüyüş yaparken, balık tutarken ya da kahve içerken yan yana oturmak, göz temasının yarattığı baskıyı azaltıyor. Bir büyükbaba şöyle anlatıyor: “Torunumla araba yolculuğu sırasında konuşmaya başladım. Direksiyonda olduğum için sürekli ona bakmıyordum ve bu onu rahatlatmış olmalı ki, ilk kez gerçekten açıldı.”

Dinlerken Çözüm Sunma Tuzağından Kaçının

Genç yetişkinler konuşurken, bizim kuşağımız hemen çözüm sunma eğiliminde. Oysa gençler, empati odaklı dinlemeyi çözüm önerilerinden çok daha değerli buluyor. Torunlarınız “Dersler saçma geliyor” dediğinde, hemen “Ama diploma şart” demek yerine, “Hangi dersler özellikle anlamsız geliyor sana?” diye derinleştirebilirsiniz.

Duygusal yansıtma tekniği burada altın değerinde: “Sanki enerji bulman zorlaşıyor, öyle mi?” ya da “Başlangıçtaki heyecanı kaybetmiş gibisin” gibi ifadeler, torunlarınızın duygularını meşrulaştırıyor. Kendinizi anlatmak istediğinizde ise “Ben senin yaşındayken…” klişesinden kaçının. Bunun yerine özgün hikayeler paylaşın ve nasıl hissettiğinize odaklanın, ne yaptığınıza değil.

Kendi Deneyimlerinizi Köprü Olarak Kullanın

Hayat hikayeniz, vaaz olarak değil köprü olarak sunulduğunda güçlü bir araç oluyor. Belki siz de bir dönem işinizden soğumuştunuz, belki askerlikte anlamsızlık hissetmiştiniz ya da zor bir dönemde hayatın ritmini kaybetmiştiniz. Bu kırılganlığı paylaşmak, mükemmellik maskesini düşürüyor ve torunlarınıza insani bir örnek sunuyor.

Ancak dikkat: Deneyimleriniz direkt tavsiye olmadan sunulmalı. “Bak ben de zorlandım ama şöyle yaptım ve sen de yapmalısın” formülü işlemiyor. Bunun yerine “O dönemde kendime şöyle sorular sordum…” diyerek, torunlarınızın kendi yanıtlarını bulmasına yardım edebilirsiniz. Hikayeniz sonunda şu mesajı verin: “Senin yolun benimkinden farklı olabilir, ama zorlandığını bilmek normal.”

Somut Ama Baskı Yapmayan Destek Yöntemleri

Diyalog kurduktan sonra, yapıcı destek kritik hale geliyor. Torunlarınızın akademik danışmanıyla görüşme ayarlamayı teklif edebilir, ancak bunu onlar yerine yapmayın. “İstersen randevu almana yardımcı olurum” demek, “Sen gidip şunu konuş” demekten çok farklı. İlki güçlendirici, ikincisi kontrol edici.

Küçük hedefler belirleme konusunda rehberlik edin. “Tüm derslere devam et” yerine “Bu hafta sadece en sevdiğin derse git, nasıl hissedersin görelim” gibi mikro adımlar, tükenmişlik yaşayan beyinler için daha erişilebilir. Davranış bilimi araştırmaları, küçük hedeflerin motivasyonu artırdığını ve başarı hissini yeniden inşa ettiğini doğruluyor.

Düzenli Buluşmalar Güven Ağı Oluşturur

Eğer maddi imkanlarınız varsa, “Haftada bir kahve içelim, ben ısmarlayayım” gibi rutin buluşmalar oluşturun. Bu, hem destek sistemi kurmanızı sağlıyor hem de torunlarınıza düzenli kontrol noktaları sunuyor. Ancak para hiçbir zaman motivasyon aracı olarak kullanılmamalı. “Dönem bitince notlarına göre…” gibi koşullu teklifler, içsel motivasyonu daha da öldürüyor; psikolojik araştırmalar bunu net bir şekilde ortaya koyuyor.

Bunun yerine koşulsuz ilgi gösterin. “Nasıl gidiyor?” diye sormak yeterli. Torunlarınız başarısız bir sınav aldığında bile sizi arayabiliyorsa, o güven bağını kurmuş demeksiniz.

Profesyonel Yardım Önerisini Hassasiyetle Sunmak

Bazen motivasyon kaybı, klinik depresyon ya da kaygı bozukluğunun belirtisi olabiliyor. Torunlarınız iki haftadan uzun süre uyku düzeni bozukluğu, iştah değişimi ya da sosyal izolasyon yaşıyorsa, profesyonel destek gerekiyor. Bunu önermek hassas bir iş ve damgalama korkusunu tetiklemeden yaklaşmalısınız.

“Psikoloğa gitmelisin” yerine, “Zor dönemlerde profesyonel bir rehberle konuşmak bana da yardımcı olmuştu. Sen böyle bir şey dener miydin?” diye sorabilirsiniz. Terapiyi normalleştirin ve kendi deneyimlerinizi paylaşın. Gerçekten de üniversite öğrencilerinin beşte biri ile üçte biri arasında psikolojik destek alıyor; pandemi sonrası bu oranlar daha da arttı. Yardım almak güçsüzlük değil, aksine olgunluk işareti.

Anne-Baba İle Koordinasyon: Denge Unsuru Olmak

Ebeveynlerle ilişkiniz bu süreçte kritik. Kendi çocuğunuzla (torunun anne veya babası) açık konuşun: “Onunla daha rahat konuşabileceğimi düşünüyorum, nasıl yardımcı olabilirim?” Ancak torunlarınızın size söylediği her şeyi aktarmayın. Güven köprüsü olmak, casusluğa dönüşmemeli. Torunlarınız size bir şey anlatırken, “Bunu annene söylemeyeceğim ama…” diyebilmeniz gerekiyor.

Torunun motivasyon kaybında ilk yapman gereken ne?
Yargılamadan dinlemek
Çözüm önermek
Disiplin kuralları koymak
Parasal teşvik sunmak
Anne babayla hemen konuşmak

Bazen ebeveynler baskı uygularken, siz denge unsuru olabilirsiniz. “Belki biraz daha zaman verelim” öneriniz, gergin aile dinamiklerini yumuşatabiliyor. Nesiller arası destek, aile stresini azaltıyor ve gençlerin mental sağlığını iyileştiriyor. Büyükanne-büyükbaba desteğinin olumlu etkileri, çeşitli aile psikolojisi araştırmalarında kanıtlanmış durumda.

Sabır: En Zor Ama En Değerli Erdem

Motivasyon kaybı bir gecede gelişmedi, gidişi de hızlı olmayacak. Bazı büyükbabalar aylarca düzenli konuşmalar yapıyor ve aniden bir şeylerin değiştiğini görüyor. Bir torun şöyle anlatıyor: “Dedem her hafta arıyordu. Başta rahatsız oluyordum ama sonra bana önem verdiğini hissettim. Üçüncü ayda tekrar derse gitmeye başladım.”

İlerleme doğrusal değil. Bir hafta torunlarınız iki derse gitmiş olabilir, ertesi hafta hiçbirine gitmeyebilir. Bu geri gidişler, başarısızlık değil sürecin parçası. “Geçen hafta iyi gitmişti, bu hafta ne oldu?” yerine “Zor bir hafta geçirmiş gibisin, konuşmak ister misin?” demek daha yapıcı.

Bazı durumlarda ise gerçek çözüm, akademik rotayı değiştirmek olabiliyor. Torunlarınız belki de yanlış bölümde ve bunu kabullenmek, başarısızlık değil olgunluk işareti. “Bırakmak kaçmaktır” yerine “Doğru yolu bulana kadar denemek cesarettir” bakış açısını sunabilirsiniz. Siz bu keşif yolculuğunda yargılamayan bir yol arkadaşı olabilirsiniz.

Unutmayın: Sizin gücünüz, sonuçları kontrol etmek değil, koşulsuz bir liman olmakta yatıyor. Torunlarınız notlarını düzeltemese bile, hayatında güvendiği bir büyükbaba figürü olduğunu bildiğinde, bu bile hayat değiştiren bir fark yaratıyor. Onlara diploma değil, kendilerine inanacak birinin varlığını hatırlatıyorsunuz. Bu nesiller arası diyalogun kendisi, herhangi bir akademik başarıdan daha değerli bir miras bırakıyor.

Yorum yapın